
Romatizmal hastalıklar yalnızca eklemleri değil, gözleri de etkileyebilir.
Uzun süren göz kuruluğu, tekrarlayan göz kızarıklığı, ışık hassasiyeti veya zaman zaman bulanık görme bazen yalnızca basit bir göz problemi olmayabilir. Özellikle otoimmün ve romatizmal hastalıklarda vücuttaki inflamasyonun ilk belirtileri gözde görülebilir. Erken tanı ve doğru tedavi sayesinde günümüzde birçok hastada göz sağlığı korunabilmekte ve ciddi görme kayıpları önlenebilmektedir.
“Gözlerimde sürekli yanma oluyor…”
“Sabahları gözlerimi açmakta zorlanıyorum…”
“Bazen bulanık görüyorum ama sonra düzeliyor…”
“Bu kızarıklık neden sürekli tekrar ediyor?”
Birçok kişi bu şikâyetleri yoğun ekran kullanımı, stres, yorgunluk veya yaş almaya bağlayabiliyor. Hatta çoğu zaman göz damlalarıyla geçmesini bekliyor ve belirtilerin üzerinde fazla durmuyor. Özellikle göz kuruluğu günümüzde oldukça yaygın hale geldiği için, hastalar bu yakınmaları sıradan bir problem gibi değerlendirebiliyor.
Oysa bazı durumlarda gözlerde başlayan bu şikâyetler, altta yatan romatizmal veya bağışıklık sistemi hastalıklarının ilk belirtileri olabiliyor.
Üstelik romatizmal hastalıkların gözlerde oluşturduğu problemler yalnızca rahatsızlık hissiyle sınırlı değildir. Bazı kişilerde göz yüzeyinde kuruluk ve hassasiyet ön plandayken, bazı hastalarda gözün iç kısmını etkileyen inflamasyonlar, retina damar tutulumu veya tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen ciddi tablolar gelişebilir.
Bu nedenle özellikle uzun süren, tekrarlayan veya alışılmışın dışında seyreden göz şikâyetlerini yalnızca “basit göz yorgunluğu” olarak değerlendirmemek gerekir.
Romatolojik hastalıklar çoğu zaman eklem ağrısı veya kas-iskelet sistemi problemleriyle ilişkilendirilir. Ancak bazı kişilerde ilk belirtiler eklemlerde değil, gözlerde başlayabilir.
Tekrarlayan göz kızarıklığı, uzun süren göz kuruluğu, açıklanamayan göz ağrısı, ışık hassasiyeti, göz içinde uçuşmalar veya dönem dönem bulanık görme gibi belirtiler bazen altta yatan romatizmal hastalığın erken belirtileri olabilir.
Bazı hastalar yıllarca yalnızca “gözlerim hassas” veya “kuru gözüm var” diye düşünürken, detaylı değerlendirme sonrasında Sjögren sendromu, romatoid artrit, ankilozan spondilit veya Behçet hastalığı gibi durumlar ortaya çıkabilir.
Hatta bazı üveit hastalarında romatolojik tanı, göz bulgularından sonra konulabilir.
Bu nedenle özellikle tekrarlayan veya nedeni tam açıklanamayan göz problemlerinde yalnızca göze değil, tüm sistemik tabloya birlikte bakmak gerekir.
Romatolojik hastalıkların önemli bir kısmı bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı reaksiyon göstermesiyle ortaya çıkan otoimmün hastalıklardır. Bu inflamasyon yalnızca eklemleri değil; gözyaşı bezlerini, göz yüzeyini, korneayı, göz damarlarını ve gözün iç dokularını da etkileyebilir.
Kimi kişilerde yalnızca hafif göz yüzeyi şikâyetleri gelişirken, bazı hastalarda daha derin inflamasyonlar ortaya çıkabilir.
Önemli olan nokta şudur: Aynı “kırmızı göz” şikâyeti bile her hastada aynı anlamı taşımaz. Bazı kişilerde problem yalnızca göz yüzeyindeyken, bazı hastalarda gözün iç kısmını tutan daha ciddi inflamasyonlar gelişebilir. Bu nedenle doğru tanı ve detaylı değerlendirme büyük önem taşır.
Günümüzde ekran kullanımı nedeniyle göz kuruluğu çok yaygın hale geldi. Ancak romatizmal hastalıklarda görülen kuru göz çoğu zaman klasik göz yorgunluğundan farklıdır.
Hastalar çoğu zaman gün içinde görmelerinin dalgalandığını, özellikle bilgisayar başında çalışırken yanma ve bulanıklığın arttığını anlatır. Kimileri uzun süre kitap okuyamadığını, gözlerinde sürekli kum varmış gibi his olduğunu söyler. Bazı kişiler ise “Gözlerim sürekli sulanıyor ama bana kuru göz denildi” diye şaşırır.
Oysa göz yüzeyi bozulduğunda göz bazen refleks olarak aşırı sulanabilir. Yani sulanma olması kuru göz olmadığı anlamına gelmez.
Özellikle romatolojik kuru göz yaşayan kişilerde ekran kullanımı daha zor hale gelebilir. Uzun süre bilgisayar başında çalışmak göz kırpma sayısını azaltır ve göz yüzeyindeki buharlaşmayı artırır. Bu nedenle özellikle ofis çalışanları, yoğun dijital ekran kullanan kişiler veya uzun süre okuma yapan hastalarda şikâyetler gün içinde belirgin şekilde artabilir.
Bazı kişiler zamanla kontakt lens kullanamamaya başladığını, lenslerin gözde batma yaptığını veya eskisi kadar rahat tolere edilemediğini fark eder. Bu durum bazen göz yüzeyindeki kronik inflamasyonun işareti olabilir.
Özellikle kadınlarda menopoz döneminde hormonal değişikliklerle birlikte kuru göz şikâyetleri daha belirgin hale gelebilir. Buna eşlik eden otoimmün hastalıklar olduğunda tablo daha da ağırlaşabilir.
Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin özellikle gözyaşı ve tükürük bezlerini etkilediği otoimmün bir hastalıktır. Bu nedenle hastalarda en sık görülen belirtilerden biri ağız ve göz kuruluğudur.
Ancak burada söz edilen durum çoğu zaman sıradan bir kuruluk hissinden daha fazlasıdır.
Kimi hastalarda gün içinde sürekli yanma ve batma hissi olurken, bazı kişiler uzun süre ekrana baktıklarında görmelerinin bozulduğunu veya sabahları gözlerini açmakta zorlandıklarını anlatır. Bazıları ise gözlerinde sürekli yabancı cisim varmış gibi his olduğunu söyler.
Özellikle uzun süreli inflamasyon geliştiğinde yalnızca gözyaşı miktarı değil, göz yüzeyinin kalitesi de etkilenebilir. Bu durum görme kalitesinde dalgalanmalara, ışık hassasiyetine ve günlük yaşam konforunda belirgin azalmaya yol açabilir.
Bazı hastalarda standart görme testi normal görünse bile, gün içinde dalgalanan görme, gece ışıklarda rahatsızlık, uzun süre okuma sırasında zorlanma veya ekran kullanımında belirgin bulanıklık hissi gelişebilir. Bunun nedeni yalnızca gözyaşı eksikliği değil, göz yüzeyindeki inflamasyonun görme kalitesini bozması olabilir.
Bu durum yalnızca fiziksel rahatsızlığa değil, uzun süre ekran kullanımı, okuma konforu ve günlük yaşam kalitesinde belirgin azalmaya da yol açabilir.
Sjögren sendromunda görülen kuru göz çoğu zaman klasik kuru göz tablolarından daha kompleks olabilir. Çünkü burada problem yalnızca gözyaşı miktarının azalması değildir; göz yüzeyindeki inflamasyon da önemli rol oynar.
Bu nedenle bazı hastalarda yalnızca suni gözyaşı damlaları yeterli olmaz. Özellikle belirgin inflamasyon geliştiğinde, göz yüzeyini düzenleyen ve inflamasyonu kontrol altına alan antiinflamatuar tedavilere ve kişinin kendi kanından yapılan otolog serum damla tedavisine ihtiyaç duyulabilir.
Uygun tedaviyle birçok hastada yanma, batma, ışık hassasiyeti ve görme kalitesindeki dalgalanmalar belirgin şekilde kontrol altına alınabilir.
Bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden ve standart tedavilere rağmen düzelmeyen kuru göz şikâyetlerinde altta yatan otoimmün hastalıkların araştırılması önem taşıyabilir.
Göz kızarıklığı toplumda çok sık görüldüğü için çoğu zaman enfeksiyon veya alerji düşünülür. Ancak özellikle romatizmal hastalığı olan kişilerde ağrılı göz kızarıklığı mutlaka dikkatle değerlendirilmelidir.
Bazı hastalar gözün içinde derin bir ağrı hisseder. Özellikle geceleri artan ağrı, ışık hassasiyeti ve dokunmakla hassasiyet olması önemli olabilir. Bu tablo bazen sklerit adı verilen daha ciddi bir inflamasyonun işareti olabilir.
Sklerit, gözün beyaz kısmının derin dokularını tutan ağrılı bir hastalıktır ve özellikle romatoid artritle ilişkili olabilir. Tedavi geciktiğinde kornea ve göz dokularında ciddi hasar gelişebilir.
Bu nedenle özellikle “geçmeyen kırmızı göz” basit bir durum olarak değerlendirilmemelidir.
Üveit, gözün iç kısmındaki inflamasyona verilen isimdir ve bazı romatolojik hastalıklarla yakın ilişkilidir. Özellikle ankilozan spondilit, Behçet hastalığı, psöriyatik artrit ve HLA-B27 ilişkili hastalıklarda görülebilir.
Bazı hastalar bir sabah aniden başlayan gözde ağrılı kızarıklıkla uyanır. Bazı hastalar ise gözün içinde uçuşmaların arttığını, ışığa bakamadığını veya görmesinin bulanıklaştığını fark eder.
Özellikle Behçet hastalığında göz içi inflamasyonu retina damarlarını da etkileyebilir. Bu nedenle bazen hasta yalnızca “bulanık görüyorum” diye düşünse de, gözün arka kısmında daha ciddi bir inflamasyon gelişmiş olabilir.
Özellikle genç erişkin yaş grubunda gelişen tekrarlayan üveit ataklarında Behçet hastalığı mutlaka akılda tutulmalıdır.
Özellikle kontrolsüz veya tekrarlayan üveit atakları tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedaviyle günümüzde birçok hastada başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Üveit ataklarının en önemli özelliklerinden biri, bazen sessiz ilerleyebilmesi ve tekrarlayan inflamasyonların zaman içinde kalıcı hasar bırakabilmesidir. Bu nedenle erken tanı ve düzenli takip büyük önem taşır.
Toplumda sıklıkla “bel romatizması” olarak bilinen ankilozan spondilit, omurga ve eklemleri etkileyen inflamatuvar bir romatizmal hastalıktır. Ancak bu hastalık yalnızca bel ağrısıyla sınırlı değildir; bazı hastalarda göz tutulumu da gelişebilir.
Özellikle ankilozan spondilitte ön üveit adı verilen göz içi inflamasyonu oldukça sık görülebilir. Hastalar genellikle ani başlayan tek taraflı göz kızarıklığı, ağrı, ışık hassasiyeti ve bulanık görme tarif eder.
İlginç olan nokta ise bazen göz atağının, bel ağrısından bile önce ortaya çıkabilmesidir. Bu nedenle tekrarlayan üveit atakları yaşayan bazı kişilerde romatolojik değerlendirme sonucunda ankilozan spondilit tanısı konulabilir.
Üveit yalnızca geçici bir kızarıklık değildir. Tekrarlayan inflamasyon atakları zaman içinde göz tansiyonu yükselmesi, katarakt gelişimi ve kalıcı görme problemlerine yol açabilir.
Bu nedenle erken tanı, düzenli takip ve tedavi büyük önem taşır.
Behçet hastalığı Türkiye’de göz tutulumu ve üveit açısından en önemli romatolojik hastalıklardan biridir. Türkiye, Behçet hastalığının daha sık görüldüğü ülkelerden biri olduğu için özellikle tekrarlayan ağız yaraları, göz kızarıklığı, bulanık görme veya ışık hassasiyeti yaşayan kişilerde erken değerlendirme büyük önem taşır.
Bazı hastalarda yalnızca ön segment inflamasyonu görülürken, bazı kişilerde retina damarlarını etkileyen daha ağır göz içi inflamasyonları gelişebilir.
Özellikle uçuşmalarda artış, ani bulanık görme, ışık hassasiyeti veya görme azalması gibi belirtiler önemlidir.
Geçmiş yıllarda Behçet üveiti ciddi görme kayıplarına neden olabiliyordu. Ancak günümüzde biyolojik tedaviler sayesinde birçok hastada çok daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Burada en önemli nokta erken tanı, düzenli takip ve multidisipliner yaklaşımdır.
Romatolojik göz tutulumları her zaman şiddetli ağrı veya belirgin kızarıklık yapmayabilir. Özellikle bazı kuru göz tablolarında veya çocukluk çağı romatizmal hastalıklarında inflamasyon daha sessiz seyredebilir.
Bu nedenle yalnızca şikâyetin şiddetine göre karar vermemek gerekir.
Özellikle juvenil idiopatik artrit gibi çocukluk çağı romatizmal hastalıklarında göz tutulumu bazen belirti vermeden sessiz bir şekilde ilerleyebilir. Sessiz seyreden inflamasyon geç fark edildiğinde görmeyi etkileyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayenesi büyük önem taşır.
Lupus ve bazı sistemik vaskülitlerde retina damarları etkilenebilir. Retina gözün görmeden sorumlu sinir tabakasıdır ve damar yapısı oldukça hassastır.
Bazı hastalarda kuru göz ,episklerit, sklerit, retina damar tıkanıklıkları, damar iltihabı, retina kanamaları veya optik sinir tutulumu gelişebilir. Bu nedenle ani görme değişiklikleri yaşayan romatolojik hastalarda detaylı retina değerlendirmesi büyük önem taşır.
Bazı romatolojik tedaviler düzenli göz kontrolü gerektirebilir. Örneğin hidroksiklorokin kullanan hastalarda nadir de olsa retina toksisitesi gelişebilir. Bu nedenle belirli aralıklarla retina tomografisi (OCT) ve görme alanı testleri yapılması önemlidir.
Uzun süreli kortizon kullanımı ise katarakt ve göz tansiyonu riskini artırabilir.
Ancak burada önemli olan nokta şudur: Romatolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan birçok ilaç aynı zamanda gözdeki inflamasyonun kontrol altına alınmasına da yardımcı olur.
Özellikle üveit, sklerit veya retina damar tutulumu gibi durumlarda sistemik tedaviler yalnızca eklem bulgularını değil, göz tutulumunu da tedavi edebilir.
Günümüzde biyolojik ajanlar ve gelişmiş immünomodülatör tedaviler sayesinde birçok hastada göz inflamasyonu daha başarılı şekilde kontrol altına alınabilmektedir.
Bazı hastalarda göz bulgularının kontrol altına alınabilmesi için yalnızca damla tedavileri yeterli olmayabilir; altta yatan sistemik inflamasyonun da birlikte yönetilmesi gerekebilir.
Düzenli takip sayesinde bu tedavilerin güvenli şekilde sürdürülmesi çoğu zaman mümkündür.
Bu nedenle romatizma ilaçları yalnızca yan etkileri açısından değil, göz sağlığını koruyucu ve inflamasyonu kontrol edici yönleriyle de değerlendirilmelidir.
Romatizmal hastalıklarda göz tedavisi her hastada aynı değildir. Çünkü gözdeki inflamasyonun hangi dokuyu tuttuğu tedavi yaklaşımını tamamen değiştirebilir.
Bazı hastalarda problem daha çok göz yüzeyindeyken, bazı hastalarda gözün iç kısmı, retina damarları veya sklera etkilenebilir. Bu nedenle yalnızca “göz kızarıklığı var” veya “kuruluk hissediyorum” demek tedavi planı için yeterli değildir.
Hafif göz yüzeyi kuruluğu olan bir hastada gözyaşı desteği ve göz yüzeyini düzenleyici tedaviler yeterli olabilirken, sklerit veya üveit gibi daha derin inflamasyonlarda bağışıklık sistemini düzenleyen daha güçlü sistemik tedavilere ihtiyaç duyulabilir.
Bazı durumlarda biyolojik ajanlar veya sistemik immünomodülatör tedaviler gerekebilir. Özellikle retina damar tutulumu veya ciddi göz içi inflamasyonu olan hastalarda romatoloji ve göz hastalıkları uzmanlarının birlikte çalışması tedavi başarısını artırabilir.
Burada amaç yalnızca şikâyetleri azaltmak değil; inflamasyonu kontrol altına almak, göz dokularını korumak ve uzun dönemde görme kalitesini sürdürebilmektir.
Kimi hastalarda görme seviyeleri normal ölçülse bile gün sonunda belirgin görsel yorgunluk hissi gelişebilir. Özellikle göz yüzeyindeki inflamasyon kontrol altına alındığında birçok hastada yalnızca konfor değil, görme kalitesi de belirgin şekilde düzelebilir.
Gözdeki inflamasyon uzun süre kontrolsüz kaldığında yalnızca geçici şikâyetlere değil, kornea, retina veya optik sinir gibi hassas dokularda kalıcı hasara da yol açabilir.
Bu nedenle özellikle tekrarlayan göz belirtilerinde erken değerlendirme büyük önem taşır.
Son yıllarda biyolojik ajanlar ve gelişmiş immünomodülatör tedaviler sayesinde geçmiş yıllara göre çok daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Özellikle erken tanı konulan hastalarda inflamasyonun kontrol altına alınması ve görmenin korunması konusunda önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
Ani görme azalması, şiddetli göz ağrısı, ışık hassasiyeti, yoğun kızarıklık, göz içinde uçuşmaların artması veya görmede perde inmiş gibi his oluşması durumunda gecikmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
Çünkü bazı inflamasyonlar erken dönemde kontrol altına alınabilirken, geciken durumlarda kalıcı hasar gelişebilir.
Bazı romatolojik göz hastalıkları farklı şekillerde ortaya çıkabildiği için, özellikle tekrarlayan veya açıklanamayan göz belirtilerinde deneyimli göz hastalıkları uzmanları tarafından değerlendirme yapılması önemlidir.
Uzun süredir devam eden göz kuruluğu, açıklanamayan göz ağrısı, sık tekrarlayan kızarıklık veya bulanık görme bazen yalnızca basit bir göz problemi değildir. Bazı durumlarda bu belirtiler, altta yatan romatizmal hastalıkların ilk belirtileri olabilir.
Gözlerdeki bazı belirtiler bazen yalnızca geçici bir rahatsızlık değil, vücudun verdiği önemli bir uyarı olabilir. Özellikle tekrarlayan veya açıklanamayan göz şikâyetlerinde erken değerlendirme, hem göz sağlığını hem de uzun dönem yaşam kalitesini korumak açısından büyük önem taşır.
Erken tanı ve doğru tedavi sayesinde bugün birçok hastada ciddi görme kaybı önlenebilmekte ve yaşam kalitesi belirgin şekilde korunabilmektedir.






Detaylı bilgi, danışma veya randevu için hemen bizi arayabilirsiniz.
İletişim Bilgileri